Ahlakın egemen olduğu bir topluma giden yoldaki işaretler

Cemaatle ibadetin fazileti biliniyor. Demek ki önce bir cemaat oluşmalı. İşte “Seçkinlerin zuhuru” dediğimiz budur. Takva meslek-makam-servet-bilgi vb. gibi özelliklerin ötesinde bir seçkinlik ölçüsü asalet timsalidir.

Ahlakın egemen olduğu bir topluma giden yoldaki  işaretler

Bu yazılarda kılavuzum Elmalılı Hamdi Yazır’ın “Hak Dini Kur’an Dili” adlı tefsiridir. Cenab-ı Allah’a ibadet etmedeki hürmet, insan vicdanı için mümkün olan her türlü yükselmenin üstündedir.

“İşittik ve iman ettik” diyen ruhlar tam bir teslimiyetle şöyle derler: “Allah’tan başkasına baş eğmem. Bu can, bu vicdan ve bu hürriyet bende O’nun emanetidir. O’nun yoluna her şeyi feda ederim. Bu uğurda acılara katlanır, haksızlığa karşı çıkarım. Ölürsem böyle bir imanla ölürüm. Allah’tan geldim yine O’na giderim. Ben O’nun bir kuluyum. Kendime kalırsam bir hiç, O’na bağlanmakla her şeyim”.

Hamdi Bey “Fatiha tefsiri”nde “İyyake na’büdü ve iyyae nesteiyn”i açıklarken “ben değil biz” dendiğini söylüyor.

“Biz” ile Hz. Peygamber’in ashabına işaret edilmekle ve o hayatı örnek alacak ümmet kastedilmektedir. Bu âdemoğlu ile Cenab-ı Hak arasında yapılmış bir sözleşmedir. Kul imanın gereğini yapma konusunda acizdir, bu sebeple “Ancak sana kulluk ve ibadet ederiz, ancak senden yardım dileriz” diyor. Ben değil biz; yani bir topluluk”.

Hamdi Bey’i dinleyelim: “Burada Allah ile kullar arasında bir anlaşma şeklinde gayet derin ve gayet kapsamlı bir bey’at akdi, hukukî bir sözleşme ifade edilmiş ve yazılmış oluyor ki en derin, en büyük bir yaratılış kanununun (Hududullah) yani pratik ve sosyal bir sırrın, güzel söylemenin özlü bir açıklamasıdır.”

Rahmet kulluktan öncedir, fakat kulluk da yardım dilemekten öncedir. Demek ki vazife istemek haktan öncedir. Halbuki Hakk’ın rahmeti ve hakkın oluşması daha öncedir. Burada vazife ve hak arasındaki âdil ilişki bulunuyor. Dolayısıyla Hz. Peygamber “Allah’ın ahlâkı ile ahlâklanınız” buyurmuştur.

Cemaatle ibadetin fazileti biliniyor. Demek ki önce bir cemaat oluşmalı.

İşte “Seçkinlerin zuhuru” dediğimiz budur.

Sahabîler Kur’an-ı Kerim’de “İnsanlık için ortaya çıkarılmış en hayırlı ümmet” (Âli İmran); Allah’ın kendilerinden, kendilerinin de Allah’tan razı olduğu, ebedî kalacakları cennetin onlar için hazırlandığı (Tevbe); İhtiyaç içinde bulunmalarına rağmen başkalarını kendilerine tercih ettikleri ve kurtuluşu hak ettikleri (Haşr) vb. gibi âyetler ve pek çok hadisle övülen zümredir.

İlk iman edenler (Hz. Hatice, Hz. Ebubekir, Zeyd b. Harise, Hz. Ali ve Bilal-i Habeşi) Hz. Peygamber’e yakınlık ve İslâm’a hizmet açısından Hz. Ömer, Hz. Osman, Hz. Ali, Hz. Fâtıma, Hz. Aişe, aşere-i mübeşşerenin altı siması, Bedir ve Uhud mücahitleri vb. sahabenin seçkinleridir.

Allah katında müminlerin en değerlisi “takva” sahibi olanlardır.

Takva meslek-makam-servet-bilgi vb. gibi özelliklerin ötesinde bir seçkinlik ölçüsü asalet timsalidir.

Takva sahipleri İslâm ahlâkını temsil edenlerin ta kendisidir. Onlar fazilet, basiret, cesaret, cömertlik, ibadet, sabır, şükür vb. gibi İslâm ahlâkının bütün unsurlarını taşırlar. Bu münasebetle “adalet” yani nizamın teşkili konusunda söz sahibi olmaya yetkilidirler. İleride bahis mevzuu olacak hakimiyet, hukuk, müşavere, biat, seçim, kanun, şûra vb. gibi meselelerin hallinde söz sahibidirler.

Eğer bir toplumda takva sahibi müminler zuhur etmemişse o toplumun İslâmî bir nizama kavuşması muhaldir. Eğer, var ama sayıları az, denirse şurası bilinmelidir ki, ahlâk nizamı kelle sayısı ile belirlenemez. Ve kimse çıkıp takva sahiplerinin sesini kesemez. (Seçkin kelimesinden elitist bir anlam çıkarmayın. Kastedilen şudur: Kişi âlim, zengin, nüfuzlu da olsa ehliyet ve liyakatin yanında mutlaka ahlâk aranacaktır). Meseleyi günümüzün ve ülkemizin şartları içinde mütalaa etsek de netice değişmez.

“Bilenlerle bilmeyenler bir olmaz” denildi. Bilenler ne biliyorsa bilmeyenlere öğretmelidir. “Eğitim şart” sözü ve eğitimin istikameti ile hedefi buna işaret eder. Bu eğitimin vücut bulması konusunda “Bilenler”in önünde hiçbir engel olamaz. Onlar ülkenin seçkinlerini yetiştirmek için can ve mal feda eder, yirmi dört saat yerine yirmi beş saat çalışırlar.

Elbette ki üzerlerinde Hz. Peygamber’in nefesi, gölgesi, otoritesi, tebessümü ve duası bulunan sahabe ile günümüz insanlarını bir tutamayız. Ancak kıyamete kadar Cenab-ı Hakk’ın salih kulları bu ümmet içinde vardırlar, var olacaklardır.

“Ahlâk Nizamı” bir başarı hikâyesi için günümüzün dünyasında Batı’dan alınan unsurların (güç, ilerleme, konfor, parlemento, refah, demokrasi, anayasa, basın hürriyeti, milli gelir, güçler dengesi vb. gibi) elde edilmesi için gündeme getirilen bir şey değil. Peki nedir? Önümüzdeki yazılarda İslâm ahlâkının ve hakimiyetin ne olduğunu anlatmaya çalışalım. Âmentü’ye inananlar için ilk adım budur. Zaten biliyoruz, ne var bunda diyenler sabırlı olmalı.

Kaynak: Yeni Şafak Gazetesi-Mustafa Kutlu'nun yazısı

 

 

Diğer Haberler

İslam İşbirliği Teşkilatı'ndan Moldova'nın 'Kudüs' kararına tepki


'Ülkemizden mültecileri değil, ırkçılığı defedelim'


ABD'de üç Müslüman gencin öldürülmesinin nedeni 'İslamofobi'


Koruyucu aile oldular hayatları değişti


İstanbul'da yaz Kur'an kurslarında hedef 350 bin öğrenci


Suruçlu çocuklar sporla kötü alışkanlıklardan korunuyor


Cami avlusunda yavrulayan köpeğe imam sahip çıktı


Mahalle kültürünü yaşatmak için 'minderini al, gel'


Öğrencilerin kaleminden Afrika'ya 'hayat suyu'


Gazzeli anneye bir ses ver


Hayırsever iş adamları 200 kişinin bakkal borcunu ödedi


Bakkalın "veresiye defterini" satın alarak borçluları sevindirdi


Diyanetten medyaya 'örnek aile' uyarısı


Atık malzemelerle 'geri dönüşüm kütüphanesi' oluşturdular


Şehit askerler ve AA muhabiri için hatim


TDV Gazzeli çocuklara bayramlık giysi dağıttı


İhvan'dan 17 sanık hakkındaki idam kararının onanmasına tepki


Türk aktivistlerden Suriye'de 2 bin 500 kişiye iftar


'İslam konusunda kendimi bir bebek gibi hissediyorum'


'Yumurta çocuk'tan Christchurch mağdurlarına 100 bin dolar bağış