Ashab-ı Kehf’den Bazı Dersler

“Rabbenâ êtinâ min ledünke rahmeten ve heyyi’ lenâ min emrinâ raşedâ: Rabbimiz! Bize katından bir rahmet ver ve bize şu işimizden bir kurtuluş yolu hazırla.” (Kehf 18/10)

Ashab-ı Kehf’den Bazı Dersler

Yeni Akit Yazarı Abdullah Yıldız'ın Ashab-ı Kehf'ten alınması gereken dersleri konu edindiği yazısını istifadenize sunuyoruz:

 

“Aşır Aşır Kur’ân” derslerimiz devam ediyor. Ders notlarımızdan bazı anekdotları zaman zaman sizlerle paylaşıyoruz. Bugün Kehf suresinin inzal sürecine ve mesajına dair bazı yorumları görelim:

 

Mekke döneminde Habeşistan hicreti öncesinde işkence gören müminleri teselli etmek, onları cesaretlendirmek ve müminlerin geçmişte imanlarını nasıl koruduklarını göstermek amacıyla bu surede “Ashab-ı Kehf” (Mağarada Uyuyanlar) kıssası anlatılıyor. Sure, Ashâb-ı Kehf’in de Kur’an’ın tebliğ ettiği aynı Tevhid’e inandıkları ve onların durumunun da aynı işkence çeken Mekkeli müminlere benzediği mesajını veriyor. Diğer taraftan, Ashab-ı Kehf’e işkence yapanlar onlara, aynen Kureyş müşriklerinin Müslümanlara davrandığı gibi davranıyorlardı. Bunun yanı sıra Müslümanlara, bir mümine zalim bir topluluk tarafından işkence edildiğinde, bâtıla boyun eğmemesi ve gerekirse Allah’a güvenerek oradan hicret etmesi gerektiği öğretiliyor. Aynı zamanda Mekkeli müşriklere, “Mağarada Uyuyanlar” kıssasının ahiret inancının açık bir delili olduğu hatırlatılıyor. Çünkü bu, “Mağarada Uyuyanlar” kıssasında olduğu gibi, Allah’ın uzun süre ölüm uykusunda kaldıktan sonra bile dilerse bir kimseyi diriltme kudretine sahip olduğunu göstermektedir.

 

Mağarada uyuyanlar kıssası, yeni oluşmuş küçük İslâm toplumuna işkence eden Mekke’nin ileri gelenlerini de uyarmıştır. Aynı zamanda Hz. Peygamber›e (s.a), müminlere işkence edenlerle hiç bir uzlaşmaya girmemesi ve onları kendisine uyan fakir ve zayıflardan daha önemli görmemesi söylenmiştir. Diğer taraftan Mekke’nin ileri gelenlerine, dünyanın geçici zevklerine aldanmamaları ve ebedi nimetleri kazanmaya çalışmaları tavsiye edilmiştir… Kıssada asıl vurgulanan nokta, uyuyanların sayısı, kaldıkları süre vb. değil, olayın öğrettiği derslerdir: 

 

- Gerçek bir mümin hiçbir şekilde haktan dönmemeli ve bâtıl önünde boyun eğmemelidir. 

- Bir mümin sadece maddi araçlara değil, bilakis Allah’a güvenmelidir. Dış şartlar ne kadar kötü görünse de, o Allah’a güvenip dayanmalı ve doğru yoldan gitmelidir. 

 

- Allah’ın söz konusu bir “tabiat kanunu” ile sınırlı olduğunu düşünmek tamamen yanlıştır. Çünkü O, genel tecrübelere aykırı bile görünse, dilediği her şeyi yapmaya kadirdir. O dilediği her yer ve zamanda herhangi bir tabiat kuralını değiştirmeye ve alışılmamış bir “olağanüstü” şeyi meydana getirmeye kadirdir. O denli ki, Allah yüzyıllardan beri uyuyan bir kimseyi sanki birkaç saatlik uykudan uyandırır gibi, hem de bu zaman sürecinde görünüşünde, giyinişinde, sağlığında hiçbir değişiklik meydana getirmeksizin uyandırmaya kadirdir. 

 

- Bu kıssa bize Peygamberlerin ve ilâhî kitapların söylediği gibi Allah’ın geçmiş-gelecek bütün insanları tekrar diriltmeye kadir olduğunu göstermektedir.

 

- Yine bu kıssa bize, cahil insanların Allah tarafından doğru yolu göstermek amacıyla gönderilen ayetleri (mucizeleri) esas amacından saptırdıklarını göstermektedir. Ahiret inancının bir ispatı olan Ashâb-ı Kehf mucizesi de, onları birer aziz imiş gibi görenlerce şirke bir araç haline getirilmiştir.

 

Mağarada Uyuyanlar kıssasının öğrettiği bu derslerden de anlaşılacağı üzere, akıllı bir insan dikkatini ana mesaja yoğunlaştırmalı ve onların sayısı, isimleri, köpeklerinin rengi vb. şeyleri araştırmaya çalışarak amaçtan sapmamalıdır. Sadece gerçekle değil, yüzeysel şeylerle ilgilenen kimseler zamanlarını böyle araştırma yaparak harcarlar. İşte bu nedenle Allah Teâlâ, Peygamberine (s.a) netice olarak şöyle emretmektedir: “Başka insanlar seni meşgul etmeye çalışsalar bile, sen böyle gereksiz ve saçma araştırmalara girmemelisin; zamanını böyle gereksiz şeylere harcamak yerine dikkatini davet görevinin üzerinde yoğunlaştırmalısın.”

 

Surenin başında ve sonunda şu ana ilkeler hatırlatılmaktadır: 

 

“Tevhid ve Ahiret haktır/gerçektir ve sizin iyiliğiniz içindir. Bunları kabul etmeli, buna göre gidişatınızı düzeltmeli ve ahirette Allah’a hesap vereceğinizin farkında olarak bu dünyada yaşamalısınız. Aksi takdirde hayatınızı mahvedersiniz, yaptığınız şeylerin değeri de bir hiç olur.”

 

(Ebû’l-A’lâ el-Mevdûdî’nin, Tefhimü’l-Kur’ân’ından özetlendi)

Ashâb-ı Kehf kıssası, Efendimiz (s.a) üzerinden bize şu temel mesajları veriyor: Haktan/hakikatten dönmeyin, bâtıla boyun eğmeyin, davet görevinizi hakkıyla yerine getirin -detaylara takılmayın-.  

 

Dersimizi, Ashâb-ı Kehf’in duası ile bitirelim: 

“Rabbenâ êtinâ min ledünke rahmeten ve heyyi’ lenâ min emrinâ raşedâ: Rabbimiz! Bize katından bir rahmet ver ve bize şu işimizden bir kurtuluş yolu hazırla.” (Kehf 18/10)

 

Diğer Haberler

Arınma ve yücelme fırsatları


Mesele, dünyaya sahip olma değil, ona kul olmama meselesi


Arap Baharı, İhvan ve Batı


İslamofobinin mazereti olamaz


Biraz da çare konuşsak


Kendini arayan insan


İyilik Yap!


Yaşlılar problem değil cennettirler


İslâm Düşmanlığının Bilinçaltını Doğru Okumak


Cami Şehitleri Duası


18 Mart


Kudüs aaah Kudüs!


Amerikalı felsefeci Prof. Dr. Clark: Müslümanları tanıdıkça İslamofobi'den uzaklaştım


Ortadoğu: Yeni dünya düzeninin adının konulduğu, oyun bozucu coğrafya


Rahmet ve bereketin habercisi "Üç Aylar"


Kaç yılda, nasıl?


Arap halklarının “suskun öfkesi”


Başörtüsü mücadelesini kazandık ama tesettürü kaybettik


Yeni bir jeopolitik mücadele alanı olarak 5G teknolojisi


Japonya ve Rusya 2. dünya savaşını bitirmeye kararlı