Görev, ahlâk, çaba, erdem

Kimse başkasını dikkate alarak değil fakat bir başına kendi görevini yerine getirdiği takdirde başarı da mukadder olur.

Görev, ahlâk, çaba, erdem

Karıncanın ve serçenin mesellerini hepimiz biliyoruz.

 

Hacca niyetlenen karınca yola çıkmış. Ona rastlayanlar karıncanın niyetini öğrenince: “Sen bu yürüyüşle Kâbe’ye zor ulaşırsın.” demişler. Karınca: “Ulaşamazsam da yolunda ölürüm.” cevabını vermiş.

 

Serçeye gelince… Hz. İbrahim’i yakmaya hazırlanan ateşi söndürmek üzere gagasında su taşıyor… Onu görenler: “Dağ gibi ateşi bu iki damla su ile mi söndüreceksin?” demişler küçümseyerek. Serçe: “Ateşi söndüremesem de tarafımı belli ederim.” demiş.

 

Bu iki kısacık meselin verdiği yığınla ders var…

 

Kim bilir kaç yerde kaç defa kullanıldı…

 

Benim indimde her iki mesel de ödev ahlâkını öne çıkarıyor…

 

Immanuel Kant’ın, ahlâk alanında dile getirdiği ve o döneme kadar geçerli olan telâkki tarzını ortadan kaldıran “ödev ahlâkı” telâkkisinin baş ilkesi şu: Öyle davran ki davranışının temelindeki ilke, tüm insanlar için geçerli bir evrensel ilke veya yasa olsun!

 

Karıncanın ve serçenin davranışında bu ilkenin esas alındığını görüyoruz.

 

Karınca da, serçe de “başkası ne der?” veya “başaramazsam ne olur?” şeklindeki mülâhazaları dikkate almıyor; kendi sorumluluklarını, başka bir deyişle görevlerini yerine getiriyorlar. Burada önemli olan başarmak değil, görevin gereğini yerine getirmektir.

 

İslâmî ahlâkta da bu ilke dikkate alınıyor.

 

İtalyanlara karşı Trablusgarp (Libya) direnişinin muhteşem siması Şeyh Ömer el Muhtar tutuklandıktan sonra çıkarıldığı mahkemede yargıç sorar: “İtalyanlara karşı ne için bu kadar şiddetle mukavemet ettin?” Cevap: “İmanım için.” Yargıç: “Bu kadar az kuvvetle ve bu kadar az mühimmatla bizi Trablusgarp’tan atabileceğini ümit ediyor muydun?” “Hayır!” “O halde ne ümit ediyordun?” “Ben imanım için dövüştüm, bu bana yetiyordu. Zafer Allah’ın takdiridir.”

 

Bir tek ebabil kuşunun gagasından bıraktığı bir taş bir başına işe yaramaz gibi görünebilir. Ama bir ebabil kuşu ordusunun gagalarından bıraktığı taşlar fillerle desteklenmiş bir orduyu bozguna uğratır.

 

Burada, aynı ilkeden çıkarılabilecek ikinci bir sonuca ulaşıyoruz: kimse başkasını dikkate alarak değil fakat bir başına kendi görevini yerine getirdiği takdirde başarı da mukadder olur. Ne var ki hedef başarı olmamalı... Hedef her bir bireyin kendi üstüne düşen görevi yerine getirme sorumluluğunun bilincinde olmasıdır.

 

İslâm ahlâkı dedim. Evet, orada da aslolan görev ahlâkı… Ama onun bir üst derecesi daha var bulunuyor İslâm’da, o da takva ahlâkı… Yükümlü olduğu görevden daha fazlasını yapmak… Zorunlu değil ama daha fazlasını yapmak görev sınırını aşıp takva alanına girmeyi tazammun eder…

 

Erdem de sanıyorum takva sınırının içinde oluşuyor, yani ahlâk sınırının ötesindeki yerde…

Rasim Özdenören/ Yeni Şafak

Diğer Haberler

Cami: Allah'ın Evi, Müminlerin Eseri


Cuma Hutbesi: "Müminin Yumuşak Huyluluğu"


"Cami ve İlim"


Cuma Hutbesi: "Bereket: Manevi Bolluk"


Cuma Hutbesi: Din İstismarına Karşı Ferasetli Ve Basiretli Olalım


Camilerde cuma vakitlerinde verdiği çocuk gelişimi eğitimiyle 550 bin babaya ulaştı


Cuma Hutbesi: "İslam Temizliği Emreder"


Cuma Hutbesi: Allah’ın Dinini Yüceltme Gayreti


Cuma Hutbesi: "Şükreden Huzur Bulur"


Türkiye: Ruhsuz dünyanın ruhu


Ayasofya minarelerinden dünyaya ulaşacak sözler


Ayasofya vesilesiyle Türkiye’nin dünyaya söylediği söz


Cuma Hutbesi: "Kurbanını Paylaş, Kardeşinle Yakınlaş"


Cuma Hutbesi: "15 Temmuz ve Birlik Ruhu"


Cuma Hutbesi: Sabrın Soru Selamettir.


Yuvalarımız Kur'an İle Aydınlansın


Cuma Hutbesi: "Halis Niyet ve Samimiyet"


Diyanet İşleri Başkanı Erbaş: Kuraklaşmış, çoraklaşmış yürekleri İslam'la yeşerteceğiz


Ahirete İnanan Mümin


“Tevekkül ile takdire rıza gösterirken, alınan tüm kararlara ve tedbirlere de riayet edeceğiz”