Sevinç ve hüznü birleştiren Aşura insanlığın sembolüdür

Aşura, dünyanın yeniden kuruluşunu temsil eden Hz. Nuh’tan, insanlığa kurtuluşu müjdeleyen Hz. Muhammed arasındaki bütün insanlık tarihinin müşterek bayram günüdür.

Sevinç ve hüznü birleştiren Aşura insanlığın sembolüdür

Bugün, Hicri takvim hesabıyla 10 Muharrem 1441. Yani geleneksel Aşura günümüz. Müslüman toplumlara hem sevinci hem de hüznü bir arada yaşatan yegâne gün. Hicri yılın Muharrem ayının onuncu gününe denk gelen ve Arapça aşara/on kelimesinden gelen Aşura literatürümüz oldukça zengindir. Bu güne dair pek çok rivayetler vardır.

Aşure günü; Hz. Nuh’un Tufan’dan, Hz. Musa ve inananlarının Kızıldeniz’de batmaktan kurtuldukları günü temsil eder. Ayrıca Hz. İsa’nın doğumu ve Hz. Peygamber’in Medine’de Kuba bölgesine ulaştığı günün de 10 Muharrem olduğu kabul edilir. Adeta semavi dinlerin sürekliliği ve birliğini temsil eden bugün, son dinin mensupları olan Müslümanlar sevinçlerini izhar eder. Nitekim bu sevinç, -özellikle Türkiye’de- yine rivayetlere istinaden Hz. Nuh’un sünneti olduğu kabul edilen aşure tatlısı ile paylaşılır.

Kısaca Aşura, dünyanın yeniden kuruluşunu temsil eden Hz. Nuh’tan, insanlığa kurtuluşu müjdeleyen Hz. Muhammed arasındaki bütün insanlık tarihinin müşterek bayram günüdür.

Aşura günü, aynı zamanda İslam ümmetinin hiç dinmeyen yarasının, ayrılık ateşinin ve zalimlerin pençesine düşmüş olan masumların iniltisini temsil eden utanç günüdür. Bu yüzden hüznü ve matemi temsil eder.

Hz. Peygamber’in vefatından hemen sonra ashap siyasi ihtilaflara düştü. Depreşen eski kabilevî gelenekler ile İslam’ın getirdiği yeni anlayış arasında bocaladılar. Devletin ve iktidarın nasıl paylaşılacağı konusunda anlaşamadılar. Hz. Peygamber’in yanında yetişmiş olan birinci nesil, bu ihtilafı idare etmesini bildi. Ama ardından gelenler bunu yapamadılar.

İşte Hz. Hüseyin buna, bu zulme isyan etti, ama o da ihanete uğradı. 10 Muharrem, yani Aşura günü; Hz. Hüseyin ve etrafındaki 72 masumun hunharca şehadetinin yıldönümüdür. Nitekim bu gün, zulme başkaldırıyı ve masumiyeti temsil ettiği gibi, ihtirasın esiri olmuş, güç ve iktidarı için her şeyi mubah gören şeytanî aklı, Makyavelist zihniyeti de temsil eder.

10 Muharrem 61/10 Ekim 680 tarihinde ne olmuştu? Bir kere daha hatırlayalım ve ıstırabını iliklerimize kadar hissedelim. Hissedelim ki, duygularımız terbiye olsun, tabiatımızdaki vahşetten arınalım; ihtirasın nelere mal olduğunu anlayalım.

Hz. Ali’nin şehadetinden sonra Muaviye ile ihtilaflar bitmedi ve Hz. Hüseyin dahil pek çok Müslüman Hz. Hasan’a biat etti. Ancak bu durum uzun sürmedi. Yaklaşık sekiz ay sonra Hz. Hasan, Muaviye’nin lehine hilafet görevinden feragat etti. Hz. Hasan’a duyduğu hürmet ve sevgiden sessiz kalan Hz. Hüseyin, Muaviye’nin ölümü üzerine, hilafetin saltanata dönüşmesine şahit oldu ve zulmü eskiden beri sabit olan Yezid’e biat etmedi.

Mekke’ye çekilip burada ikamete başlayan Hz. Hüseyin’e, bugünkü Irak’ın Kufe şehrinden davet geldi. Oraya gitmesi halinde kendisine biat edeceklerini bildiriyorlardı. Meseleyi tetkik etmek üzere Müslim b. Ukayl’ı önden yola çıkarıp kendisi de arkadan hareket etti. Ancak her devirde var olan menfaatperestler çoktan satın alınmış, zulmün banisi Yezid’in gölgesi Kufe’de dolaşmaya başlamıştı. Yezid’in Kufe’ye atadığı vali, daha doğrusu zulüm maşası Ubeydullah b. Ziyad, hem Hz. Hüseyin’in elçisini öldürdü ve hem de yaklaşmakta olan kervana karşı dört bin kişilik bir kuvvetle imha tertibatı aldırdı.

Hikayenin arkası; Hz. Hüseyin’in, oğullarının ve ailesinin, akrabalarının, etrafında onu sevenlerin, hülasa Hz. Peygamber’in ümmetine vasiyeti olan Ehl-i Beyti’nin yok edilmesini anlatan tarihlerde mevcuttur. Müslümanların kalplerinde derin izler bırakan Kerbelâ hadisesi, aynı zamanda İslamiyet’in kanlı siyasete bulaştırılmasına ve bunun üzerine yeni anlayışların; hatta dinlerin(!) ihdas edilmesine sebep olmuştur. Bu tarihten sonra Müslümanların ancak kardeş olabileceğini emreden bir dinin içinde, Müslüman kardeşini katletmeyi mubah gören ve dinin özünü değiştirenler ortaya çıkmıştır.

Geçen yıl 10 Muharrem’de (8 Eylül 2018) şöyle başlamıştık yazıya:

“Hicri takvimin sahibi İslam dünyası binbir türlü problem ile yoğruluyor. Bir tarafta savaşlar, ölümler, yeri-göğü tutan feryatlar, yoksulluk, açlık ve susuzlukla mücadele eden milyonlar. Diğer tarafta, zengin, müsrif, vurdumduymaz ve adeta iradesini şeytana teslim etmiş yığınlar. Bu yüzden bugün İslam dünyasında onlarca Kerbelâ yeniden yaşanıyor.”

Son bir yılda ne değişti? İslam dünyasında ağlayan anaların feryadına yenileri eklendi. İşin kötüsü, sapla-saman daha da karıştı. Yezid’i alkışlayanlar ile Hz. Hüzeyin’e ağlayanlar ayırt edilemez oldu.

İslam dünyası, ayağa kalkmak, dünyaya ortak olmak, sahip olduğu veya kendisine emanet edilen Hak Sözü başkalarına ulaştırmak için önce kendi içindeki kin ve nefret cerahatini boşaltmalıdır. Hakka, hak dediği gibi; yanlışa, yanlış demeyi öğrenmelidir. Hz. Hüseyin’in matemini tutarken aynı zamanda Yezid’in zulmünü de eleştirmelidir.

Dünya bir tufandan geçmektedir. Tufandan çıkışı, kurtuluşu simgeleyen yeni Aşura’lara ihtiyaç vardır. Bu yüzden şimdilik biz, Aşura’nın mateminde kalalım; sevincini ise tufandan sonra paylaşalım.

 Yeni Şafak/ Zekeriya Kurşun

Diğer Haberler

Faizsiz finansman tarafındaki gelişmeler


Sadi Baba ve Ercüment Özkan: Bir şeyh ve bir İslamcı


Cuma gününde İslam insanı


Anne babaya ihsan meselesi ve yaşlılık sorunu


İyi insanlar


İşimizi namaza göre dizayn etmeliyiz


Hayat boşluktan nefret eder! Eğer öncü bir kuşak yetiştiremezsek “boşluk” mezarımıza döner!


Nuseybe el-Mâziniyye (Ümmü Umâre)


'Osmanlı'nın görüşü hakim olsaydı gezegen bu hale gelmezdi'


Sezai Karakoç'tan 'İslam Birliği' çağrısı


Ülkemizdeki Suriyeliler


Katılım banka ve sigortacılığı


Ailenin çökmesi, insan türünün sonunu getirebilir...


Hakim değerler sistemi ve eğitim


Ne güzel bürokrat ne güzel müftü!


“Ne ekersen onu biçersin”


Önümüzü açacak bir öncü kuşak için 100 Kitaplık Okuma Listesi


Çocuklar, gençler ve büyükler


Çocukları kim koruyacak?


Demokrasinin onursuzluğu ya da onursuzların demokrasisi