Hasan Ürkmez

24 Haziran: ”Büyük Değişim”in tarihi yahut Türkiye’nin yeniden dirilişi

Başkanlık seçimlerine hızla yaklaşıyoruz.

Ortalık tam bir toz bulutuna doğru gidiyor. Gerilim yükseliyor.

Kimilerine göre ne olacağı ve nasıl biteceği belli olan bir seçime giriyoruz. Kimilerine göre duru bir ortam Türkiye'yi beklemiyor.

Hiç bir değişim kolay değildir. Her değişim bir yeniliği ve her yenilik de acı bir süreci beraberinde getiriyor. Değişimin ve yeniliğin tabiatı biraz da bu acıyı zorunlu kılıyor.

Türkiye gibi siyaset yapmakla sahtekarlık yapmak arasında akrabalık bağları oldukça gelişmiş bir ülkede bu acı veren sürecin kaçınılmaz olacağı da muhakkaktır.

Kitileler acı çekecektir.

Hakikatle hayatlarını irtibatlandırmak isteyenler acı çekecektir.

Sahtekarlar, kurulu düzenlerine çomak sokulacağı endişesiyle kendilerince acı çekeceklerdir.

Dünyada kendisine «Ben bir sahtekarım.» diyen görülmediğine göre, o da kendince bir acının muhatabı olacağını düşünecektir.

Evlad-ü iyal kaygısını memleket kaygısından öne alanlar acı çekeceklerdir.

Vatanını evlad-ü iyaline tercih edenler acı çekeceklerdir.

Velhasılı herkes kendi penceresinden bakarak değişimler ve yenilikler karşısında sevinçler ve acılar yaşamak zorunda kalacaktır.

Bütün bu izafi yaklaşımlar içerisinden insanın mutluluğuna yol açacak olanı ve mutlak olana yöneleni hangisidir?

Vazifemiz bunu arayıp bulmak olmalıdır.

Bu genel yaklaşımdan yola çıkarak neler söyleyebileceğimizi sesli olarak düşünmek istiyorum:

1.    Bugünkü devlet düzenlerinin omurgasını oluşturan ana özellik güçler ayrılığı ilkesidir. Yani Yasama, Yürütme ve Yargının bağımsızlığı ve herbirinin kendi alanlarında kalarak, başka alanlara müdahale etmeksizin işlediği bir yönetim tarzı... Güçler ayrılığı denilince anlaşılması gereken özetle bu.

2.    Türkiye parlamenter sistem ile güçler ayrılığı ilkesini gerçekleştirememiştir. Bu iddia herkes tarafından kabul gören bir iddiadır. İktidar ve muhalefet ana hatları itibariyle bu konuda hemfikirdirler. Hemfikir olmadıkları şey önerilen çözümlerdedir.

3.    İktidar parlamenter sistem ile güçler ayrılığı ilkesinin uyugulanamaz olduğunu iddia etmektedir. Bu yüzden parlamentolu bir başkanlık sistemi teklif etmektedir. Hem başkanı ve hem de parlamentoyu halkın seçmesiyle yürütmenin başkana ve kurucağı hükümete bırakıldığı, yasamanın ise parlamentoya havale edildiği bir sistem teklifi ile ortaya çıkmaktadır. Bu konuda her ne kadar tüm detaylarıyla halledilmiş bir sistem ortaya konulamamışsa bile, nereye varacağı belli bir sistem teklifinde bulunabilmiştir. Ve bu teklifiyle de -kamuoyu araştırmalarına baktığımızda- toplumda beklediği karşılığı bulacağı üç aşağı beş yukarı belli olmuştır. (Kesin sonuçlar seçimlerden sonra belli olacak.)

4.    Muhalefete gelince durum demokrasi namına bence vehamet arzetmektedir. Evvela muhalefetin ne demek olduğunu bilmeyen muhaliflerin istemezük tavırlarından öte hiç bir teklifte bulunamamaları başla başına bir vehamet. Sonra «biz eski sistemi yeniden ihdas edeceğiz ve parlamenter sistemi güçlendirerek devam edeceğiz.» iddialarının içini dolduramamaları bir başka vehamet.

 

Ortada değişmekte olan koskoca bir sistem var. Cumhurbaşkanı 2. Kurucu Meclis'ten bahsediyor. Demek ki kafasında maddî olmayan başka devasa projeler ile seçime giriyor. Muhalefetin yaptığı gibi lambur-lumbur lâflar etmekten imtina ediyor. Manifesto diyor. Devlet felsefesi açısından ele alınarak onlarca, belki yüzlerce şerh gerektirecek söz söylüyor.

 

İşin bir de dış güçler ayağı var. Onların -her zamanki ahlâksızlıklarına uygun olarak- sergiledikleri müdahaleci tavır gösteriyor ki, Türkiye gerçek bir değişimin arefesindedir ve bu değişim bizi tanzimattan bu yana, tam 178 yıl boyunca gütmeye çalışan düşmanlarımızı rahatsız etmektedir.

24 Haziran seçimleri bu değişimin ve yeniden dirilişin tarihidir.

Gerçek istiklalimize ve aydınlık istikbalimize yelken açabileceğimiz tarihi bir seçim gerçekleştireceğiz.