İsrafil Kuralay

İnsan denen meçhul ve seçim

 

Yıllar önce okuduğum Alexis Carel'in İnsan Denen Meçhul adlı eserinde; insanın bedenen ve ruhen bir bütün olduğunu, parça ve bütün olarak diğer insanlar tarafından tam manasıyla anlaşılamayacağına vurgu yapıyordu. Gerçekten eşrefi mahlûkat olarak yaratılan insanın hemcinsleri tarafından bütünüyle kavranması mümkün değil. İnsan ne kadar tanımlanmaya kalkılsa o kadar meçhul ortaya çıkıyor. O yüzden insan olağanüstü bir yaratık ve o yüzden diğer canlılardan daha fazla sorumluluk sahibi.

Bir güzel atasözümüzde "Bir insanı tanımanın yolu ya onunla alışveriş yapmaktan ya da seyahat etmekten geçer" der. Gerçekten bir insanla yapacağınız alış veriş içinde hak, hukuk meselelerinin yanı sıra verilecek onlarca karar bulunur. Bu karar süreçleri insanın karakterini ortaya çıkarır. Uzaktan allı pullu görünen insanın sizin için meçhul olma oranı düşer.

Seyahatte insanı tanımak açısından iyi bir imtihandır. Yuvasından uçan acemi kuş misali seyahat her ne kadar önceden bilgi alınsa da bilinmeze yolculuktur. Yolculuk sırasında daha önce etrafınızdakilerin çok farkında olmadığı karakter özellikleriniz ortaya çıkar ve sizi ele verir. Hem siz yeni bir dünyayı keşif ederken hem de diğer insanlar sizi keşif eder. Böylece meçhullük katsayınız düşer. Kendi yaşadığınız dünyada sizin ve çevrenizin fark edemediği özellikleriniz temayüz eder.

Ben buna bir de seçimleri ekliyorum. İnsanları herhangi bir hedef için seçim yarışına sokarsanız birçok boyutuyla tanıma imkânı elde edersiniz. Her yiğidin gönlünde bir aslan yatar. O aslanı ortaya çıkarmak için insanlara fırsat verilmelidir. İnsanın kıymetini anlamak için özgür bir ortamda kendisini ifade etmesine zemin hazırlamak daha huzurlu bir toplumda yaşamanın da teminatıdır.

 Hedefe ulaşmak için yapılan yarışta başvurulan usullerin de ahlaki olması gerekir. Hedefe ulaşmak için araçları amaç haline getiren, küçük çıkarlar için büyük gemileri yakanları seçim ortamında daha çok tanıma imkânı olur. Seçim ortamını hazırlayanların, karar verme makamında bulunanların da sorumluluğu ehliyet ve liyakati olanları bulup ortaya çıkarmaktır.

Bilgili, ehliyetli, ahlaklı insanlar çoğu zaman kendisini ifade etmekte zorlanır. Doğrusu da budur ancak batı zihniyetinin şekillendirdiği maalesef bizim de taklit ettiğimiz bu "çağdaş" dünyada mütevazıların yeri yoktur. Heybesini sırtına vurup pazara çıkanlar makbuldür. Yanağını uzatanlar, ekranlarda boy gösterenler, dalkavukluk yapanların itibar gördüğü dünyada doğru olanlar kendilerine nasıl yol bulacaklar. Değerlerine bağlı kıymetler nasıl ortaya çıkarılır sorusunun cevabı oldukça zor. Bunun bir orta yolunu bulmalıyız.

En tehlikeli tipler kiyasetsiz muhterisledir. Onların hırsları gözlerini karartır. Onlar için hedefe giden her yol mubahtır. Hallerini bilmedikleri gibi hadlerini de bilmezler. İftira, dedikodu, kibir, tabasbus onların gündemini işgal eder. Merhametli yöneticiler bunları tanımakta zorlanır. Yol yürünürken bunların cibilliyeti ortaya çıkar ancak çok geç kalınmış olur.

Seçime girmek taraf olmaktır yani bir nevi "bölücülük" yapmaktır. Hele çağdaş demokrasilerin partili seçim anlayışında toplumu kamplara bölmek vardır. O yüzden yarışırken milletin ortak değerlerini hırpalamadan, çatışma unsuru haline getirmeden yol almak gerekir. Tabiri caizse hizmet için yarışta olmak ilke olmalıdır. Milletin asabiyet damarına basarak onları ırkçı, kabileci, bölgeci yapmadan daha üst kümelerde birleşerek yürümek esas teşkil etmelidir. Bizden olsun çamurdan olsun zihniyetinden vazgeçmek gerekir.

Bilgili, ehliyetli ve ahlaklı insanları bulup çıkarmak parti yöneticilerinin birinci görevidir. Tam da seçime giderken yoğurdu üfleyerek yeme zamanıdır. Bilginin yanında ahlak çok önemsenmiyor ancak ahlaksız bilgi daha büyük felaketlerin habercisidir.

Sonuçta bir meçhule kalkan gemide siz gideceğiniz yeri görürken sizi yolcu edenler için bu yine meçhul bir durumdur. Yahya Kemal Sessiz Gemi adlı şiirinde bu hali ne güzel özetlemiş.

Sessiz Gemi

Artık demir almak günü gelmişse zamandan

Meçhule giden bir gemi kalkar bu limandan.

 

Hiç yolcusu yokmuş gibi sessizce alır yol;

Sallanmaz o kalkışta ne mendil, ne de bir kol.

 

Rıhtımda kalanlar bu seyahatten elemli,

Günlerce siyah ufka bakar gözleri nemli,

 

Biçare gönüller! Ne giden son gemidir bu!

Hicranlı hayatın ne de son matemidir bu.

 

Dünyada sevilmiş ve seven nafile bekler;

Bilmez ki giden sevgililer dönmeyecekler.

 

Birçok gidenin her biri memnun ki yerinden,

Birçok seneler geçti; dönen yok seferinden.

 

 

Önceki Makale
Erguvan İstanbul’u
Bilal Arioglu

Sonraki Makale
28 Şubat darbesi aklandı mı?
İsrafil Kuralay